Çocuğa öğretilecek müzik, sadece sesini veya zihin kabiliyetini kullanacağı bir uğraş değil, aynı zamanda çocuk dünyasının gizli kalmış hazinelerini keşfetmeye dönük atılmış adımlar olacaktır. Çocuğun hangi müziğe ilgi duyduğu, hangi derecede duyduğu, bu müziğin onun dünyasına olan etkisi vb. konularda yapılan araştırmalar, çocuğun kapalı dünyasından dışa ulaşmış sinyaller demektir.
Çocuk fıtri olarak müziğe yatkın olarak yaratılmıştır. Müzik, kendiliğinden ses çıkarmaya hevesli olan çocuğun doğasında vardır. Ancak çocukların bu yetenekleri gizli kalmaktadır. Temel sorun, bu yeteneklerin ortaya çıkarılması ve değerli hale getirilmesidir. Bunu yapabilmek için, 6 yaşından önce duyusal ve ritmik sezgileri uyandırmak gerekmektedir. Çünkü birçok uzmana göre bu dönem, çocukların duyularının ve izlenimlerinin en yoğun olduğu dönemdir. Müzik çocuğa aktif biçimde dinlemeyi ve duymayı öğretir. Okul öncesi dönem, müzik eğitiminin ilk basamağıdır. Ancak bu aşamadaki müzik eğitimi planlanırken, çocukların gelişim düzeyleri, müziğe karşı ilgileri, -varsa- ilgilerinin hangi yönde olduğu tespit edilerek, bir motivasyona ihtiyaçlarının olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Müzik eğitimi, çocuğun diğer ilgi alanlarını destekleyici nitelikte olmasına dikkat edilmelidir. Her çocuk ayrı etkileşimler içerisinde bulunabilir. Birine uygulanacak olan bir çalışmanın sonuçları, diğerinde aynı olmak durumunda değildir.
Bu dönemde, müziğin çocuk gelişimine olan etkisi, bir fiziksel büyüme, bir de ruhen olgunlaşma anlamındadır. Müziğin fiziksel gelişime olan etkisini testlerde bulmak mümkündür. Hayvan ve bitkilerdeki etkisi düşünüldüğünde -ki develerin daha hızlı yürümeleri ve bitkilerin daha çabuk yetişmeleri için kullanılan müzikler gibi- insanı da fiziksel olarak etkileyen müzik alanları bulunmaktadır. Nitekim savaş müziği olarak bilinen Mehter marşları insanları daha canlı ve hareketli, dinamik, daha güçlü hissetmelerine birer etkendir. W. Howard'ın dediği gibi, müziksel bir etkinlik davranışlarımız üzerinde ani etki(ler) yapmaktadır. Amaca uygun eğitim verildiğinde müzik, zihinsel, duygusal, psikolojik gelişimler ile sanatsal yeteneğin gelişmesi ve beğeniler çocuğun başlıca gelişim alanları olarak görülmektedir.
Müziğin çocuğa olan bir diğer etkisi ise, onun manevi boyutuyla ilgilidir. Bu bakımdan müzik, çocuğun hayal gücüne seslenerek onu besler ve icad edici özelliklere elverişli bir zemin hazırlar. Yine müzik sevinç kaynağı oluşturur. Bu sevinç kaynağı, çocuğun varlığını bütünleyerek sürekli yaşar duruma getirir. Dalcroje'nin dediği gibi, gerekli olan çocuğun müziği hissetmeyi, benimsemeyi, müzikle ruhunu ve bedenini birleştirmeyi, yalnızca kulaklarıyla değil, tüm varlığıyla dinlemeyi öğrenmesidir. Müzik, ruhî disiplini de türüne göre sağlamaktadır. Duygu eğitimi, his kontrolü de yine müziğin notalarına bağlıdır. Sağlıklı bir hayat içinde bulunan çocuklarda haliyle müziğin etkisi çok daha verimli ve etkili olacaktır. Ruhen sağlıklı olan bir çocuğun, müzikle olan ilişkisi daha sağlıklı olacak ve verimli eserler verebilecektir.
Bahsedildiği gibi, hayatı doğru ve güzel algılamada bile, müziğin direkt etkisini görmek mümkündür. Müziğin ruhen etkisi üzerinde durulurken, ruhen etkileşim beraberinde çocuğun sosyalleşme, doğru davranışlar kazanma, kendinde var olan kabiliyetleri keşfedip kullanma gibi kazanımları da bulunmaktadır. Okul öncesinde uygulanan müzik etkinlikleri, çocuklara beraberlik ve bir gruba ait olma duygusu verir. Bilinçli bir müzik eğitimi ile çocuğun grup içinde güven duygusu gelişerek kendine güvenmeyi öğrenir. Çocuk kendi arkadaş çevresinde kabiliyetlerin nasıl kullanıldığını da öğrenmiş olur.
Aile, çocuğun maddi-manevi dünyasının şekillendiği en önemli kurumdur. Çocuk, duygusal gelişimin köklerini ailedeki fertlerle yaptığı etkileşimde anlar. Çocuğun aile içindeki yaşantısı hem okuldaki, hem de ileri yaşlardaki duygusal gelişiminin temelini teşkil eder. Çocuğun doğup büyüdüğü, hayata hazırlandığı, iyi ve kötü istikametlerde şekillendiği yer ailedir. Müziğin şekillendirdiği ruh halleri, çocuk için zaman içinde ev hali olmaya başlar. Dinlediği müziğe göre ev ortamlarına şahit olunmaktadır. Çocuğun sergilediği çok hareketli ev ortamları, dinledikleri müzikten çok ayrı değildir. Onun için henüz şekillenme döneminde çocuğun örneğinin istendiği şekilde olması gerekir. Aksi halde çok olumlu bir ortamda, ruhen rahatsız edici müzik dinleyen birisi bu rahatsız edici ruh halini yaşadığı hayata da sergilemek zorunda kalacaktır. Nitekim çocukla ilgili bütün meseleler burada düğümlenir ve burada çözüme kavuşur. Burada ailenin eğitim, sağlık, özgürlükler gibi genel yapısına bakıldığında çocuğun nasıl bir sosyalleşme içerisine doğru gidiyor olduğunu görmek mümkündür. Bu noktada aile ilk ve önemli kurumdur. Anne-baba tarafından kurulan insan ilişkileri modeline "aile atmosferi" denir. Bu atmosferin nasıllığı, bir anlamda çocuğun da nasıllığı demektir. Bu atmosfer rekabete ya da işbirliğine dayandığı gibi, dostça ya da düşmanca, otoriter ya da seçmeli, düzenli ya da karmaşık olabilir.
Aile atmosferi çocuklar için ilk insan ilişkileri modelini gördükleri yerdir. Aile değerleri çocukların seçimlerini etkiler. Anne-baba ya da çocuklar spor, müzik ya da bilime eğilimliyseler, bu ilgiler aile değerlerini oluşturur. Çocuklar ailenin değerlerine karşı tarafsız olamaz. Ailenin çocuğa olan duyarsızlığı, çocukların problemli insanlar olmasına zemin hazırlar. Aile duygularımızı ve çok yönlü kabiliyetlerimizi besleyip geliştirecek, miraslar deposudur. Aile, çocuğun kabiliyetlerinin keşif ortamıdır. Bundan dolayı ailede çocuğun her yönden gelişimine çalışıldığı gibi, müzik konusunda da eğitimine dikkat edilmelidir.
Nelly Caron'un dediği gibi, "Müzikle eğitim her şeyden önce duyarlılığı uyandırmak, duyusal algıları arıtmak, fertlerdeki becerikliliği geliştirmek" gibi özellikleri kazandırır. Kısaca insan gelişimi için bir zemin hazırlar. Kişiliğinin oluşum döneminde ruhen dinlenmiş, yıpratılmamış bir ruh haliyle hayata başlayan çocuk, başarılı bir geleceğin temellerini atmış demektir.
Çocuk psikolojisi üzerine yapılan çalışmalar, çocuğun şahsiyetinin temel özelliklerinin ilk beş yıl içinde, yani çocuk henüz ilkokula başlamadan önce oluştuğunu ortaya koymuştur. Yine araştırmalara göre, bu ilk beş yılda kazanılan özellikler, hayatın geri kalan kısmını da etkilemektedir. Üç ile yedi yaş arası, duyguların alış gücünün dorukta olması, kişiliğinin oluşmasının en önemli döneminin bu yaş grupları olduğunu gösterir. "Yedisinde ne ise yetmişinde odur" sözü bu bakımdan anlamlıdır.
Müziğe duyarlı hale gelmiş bir çocukta, sadece müzik alanında gelişmeler sağlanmış olmamaktadır. Aynı zamanda çocuğun iç dünyasında değişimler meydana geldiği gibi, ferdi ve sosyal yaşamında da değişme ve gelişmeler olmaktadır. Musiki erbabı, sanatını ağır başlılıkla icra ederken, halet-i ruhiyesinde sergilediklerini, aynı zamanda davranışlarında da göstermektedir. Burada müziğin verdiği, temizlenmiş bir hayal, müzikle eğitilmiş bir zihin ve günlük münasebetlerde tamamıyla nazik bir hayattır. Nitekim "ahlak ile müzik zevki, belki birbirlerinden apayrı şeyler değildir."
Müzik eğitimi, estetik ve müzikal duyguların gelişimine katkıda bulunduğu gibi, hayatta başarılı olmuş sıhhatli insanların yetişmesine de imkan sağlar. Japon Eğitimci Shinicki Suzuki, "Nurtured By Love" adlı eserinde, konuyla ilgili "Ben sadece iyi vatandaşlar yetiştirmek istiyorum. Eğer bir çocuk doğumundan itibaren iyi müziği dinler ve onu çalmayı öğrenirse, disiplin, duyarlılık ve hoşgörü kazanır, iyi bir kalbe sahip olur" diyerek müziğin etki alanını belirlemektedir. Sanat, insanları hayata ve insanlara karşı daha duyarlı olmaya çağırır; müziğin bu bağlamdaki etkisi daha büyüktür.
Müziğin çocuğu ahlaken (ruhen) olgunlaştırması gerçeğini gören Batılı ülkeler, müzik merkezlerini daha yaygın hale getirmişlerdir. Gelişmiş ülkelerde müzik başlı başına bir eğitim alanı ve aracı olarak algılanmaktadır. Müzik derslerinde temel amaç bireyin icat gücünü arttırmak ve geliştirmektir. Bu amaçla müzik dersleri öğrencilerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmekte, onların mümkün olduğunca katılımcı olmaları sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalarda çağın müzikal zenginliğini aktaracak çeşitli tür ve stillerde müzikler yer almaktadır. Çocuk hangi müzik alanında kendini ifade etmek istiyorsa, o türe uygun aletler bulmak mümkün olabilmektedir. Değişik müzik eğitim metotları farklı yollardan müziği öğretmekle beraber, hepsi müziği çocuğun yaşamının vazgeçilmez bir parçası yapmayı hedeflemektedir. Çünkü biliniyor ki, müzikle yaşamda çocuk, hayatın gerçek renklerine kavuşmaktadır.
Çocukların da dünyalarına yaşadıkları hayat içinde zamanla olumsuzluklar hükmedebilir. Bu olumsuzluklardan kurtulmanın yolu da, müziğin dinlendiren, olgunlaştıran, saflaştıran etkisinden yararlanmaktan geçer. Arthur Schopenhauer, müzik, insanı bayağılıklardan arındırır derken, müziğin insan tabiatı üzerindeki etkisini özetlemektedir. Müziğin bu derin izi düşünüldüğünde, "insan ruhunu daha dolaysız ve daha derin bir biçimde etkileyen başka bir sanat yoktur, çünkü hiçbir sanat, hayatın gerçek özünü, müzik gibi dolaysız ve derin bir biçimde anlatmaz. Öz ve yüce melodiler duymak, duyguları yıkamak gibidir. İnsanı bütün pislik, zavallılık ve bayağılıklardan arındırır." yaklaşımı, müziğin olumlu etkisinin sonucu olacaktır. Bu musiki nağmelerini göklerin dönüşünden aldık diyen hâkimler, güzel sesin âşıklara gıda olduğunu ve güzel ses dinlemede kalp huzuru vardır demişlerdir.
Görüldüğü üzere, müziğin ve dolayısıyla müzik eğitiminin toplumsal yaşantıdaki işlevi çok önemlidir. Müzik eğitimi, bir ülkede müzik düzeyinin oluşmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Ayrıca müziğin dünya barışına önemli katkıları olduğu da ifade edilebilir.
Kâtip Çelebi, seslerin insan üzerindeki etkisini, "Mutlak seslerin ruhlarda ve bedenlerde tesiri kararlıdır, inkâr olunmaz. Eğer ses ölçüsüz ve çirkin olursa nefret yönünden tesir eder. Ve eğer ölçülü ve tabiat uygun olursa rağbet ve benimseme yönünden tesir eder. Ruhların ondan etkilendiğinin bedenlerde izi olur ve sahibi o tesiri anlayıp bilir, meğerki tedaviye muhtaç, mizacı bozulmuş biri olsun." sözleriyle özetler.
Nağmelerden etkilenmeyen kişilerin, ruhen rahatsız insanlar olacağını belirtir. Ayrıca müzikten etkilenmenin hem ruhen hem de bedenen olabileceğine dikkat çekerek, "şol kimsenin ki ruhu nefsine galip ola, tasfiye ve riyazetle nefs-i emmareyi kahr eyleyup beden memleketinde hâkimiyet dizginini ruh sultanlığını eline vere." demektedir. Fakat Kâtip Çelebi burada ruhen etkiyi bazı şartlara bağlamaktadır. Bunlar da, "ruhun nefse galip gelmesi, nefs-i emmareyi kahr eylemesi, bedenin hâkimiyetinin ruhun saltanatına verilmesi"dir. Ruh eğer beden üzerinde etkisini kaybeder veya bu etki zayıflarsa, nefis dizginleri eline alır ve insan insan olmaktan çıkar. Yine aynı manaya güçlendiren Gazali, "Bahar ve yeşilliği ud ve evtarı (keman) kendisini harekete geçirmeyen kimsenin mizacı bozuktur; tedavisi imkânsız bir ruh hastasıdır." demektedir.
Tabii burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, her insanın farklı ton ve ahenge sahip seslerden hoşlandığı gerçeğidir. "Müzik, şahsi zevk ve tercihlerin ifadesi olan bir güzel sanat dalı olduğundan, hayli subjektif bir konu"dur. Bu açıdan herkesin hoşlandığı müzik türü farklı farklı olabilir. Her insan ve her çocuk için, aynı musıki veya müzik parçası ayrı ayrı etkiler yapabilir. Musiki bazıları için bir deva, bazıları için bir gıda, diğer bazıları için ise bir ferahlıktır. Ama genel olarak düşünüldüğünde sağlıklı bir yapıdaki kişiye, musiki tesir eder, o nağmeler, ruh üzerinde acayip tesirler meydana getirir. Bazı sesler, kalbi neşelendirir; bazıları mahzun eder, bazıları uyutur, bazıları da güldürür ve hoplatır. Burada bahsi geçen sadece etki değildir. Gıda anlamında kullanılan, kişiye olumlu katkı yapan ve ruhen besleyen bir etkidir. Yani zevk alma halidir. Zevk de bir idrak edebilme halidir. Bir kimsede idrak gücü kemal derecede olmazsa o kimsenin zevk alması tasavvur edilemez. Kelazabazi, Gazali, Suhreverdi ve Kureyşi'nin görüşleri önemlidir ve musikinin ruhun gıdası olduğuna dair görüşleri benzerlik arzetmektedir.
İnsanla en içli dışı olan bir sanat olarak müzik, "insan duygularını en çok avucu içine alan, fiziksel olarak insanı büyüleme gücü en yüksek sanattır." İnsanlara ve onların niyetlerine göre şekil alan müzik unsurları sadece insanların hislerine değil, kalben, ruhen tatmin olmasında da katkıda bulunabilir. Bazı tarikatların ve tasavvuf erbabının müzik ve musiki unsurlarıyla bu derece yakın alakalarının olması, insan-müzik ilişkisini gösteren örneklerdendir. Nitekim sema, musikinin tesiri altında kalarak gönülde Hakk'ı bulmak, heyecana kapılmak ve pervaneler misali dönmektir. Bu dönüş yalnız bedenle dönüş değildir. Gönülle, ruhla, aşkla, imanla, maddi ve manevi bütün varlığı ile dönüştür. Hatta bu arada, "musikinin kin, nefret ve düşmanlık hislerini ortadan kaldıran, yerine sevgi, barış, kardeşlik ve dostluk duygularını yerleştiren bu gibi tesirlerden başka insanı aşka, şevke, vecde ve cezbeye getiren tesirleri de bulunmakta olup, (İhvan-ı Safa Risalesi, c. I s. 240)" beden kontrolden çıkmakta ve cezbeye dönüşmektedir.
Müzik güçlendirir, genişletir, yankılandırır, duyguları ayağa kaldırır. Çocuk üzerinde nasıl bir etki isteniyorsa, ona uygun müzikle bu etki elde edilebilir. Müziğin insanı oynatan, düşündüren, ağlatan, uyutan, uyandıran fonksiyonları vardır. Aynı durum çocuklar için de geçerlidir. Onlara uygun müzikle istenilen sonuçlara ulaşmak mümkündür.
Ruhen yıpranmış ve ruhsal dengesi bozulmuş çocuklarda bazı davranış bozuklukları bulunur. Mesela, aşırı bilgisayar bağımlılığı; çabuk sinirlenme, içine kapanıklık, diyalog eksikliği gibi davranışlara iter. Çocuklardaki uyumsuzluk, başka çocuklarla arkadaş olamamak, üşengeçlik, güvensizlik vb. haller, ruhen incitilmiş bir çocuğun ortaya koyduğu davranışlardır. Bazı ruhsal problemler yaşayan çocuklar üzerinde yapılan denemeler, müziğin ruhsal bozukluklara sahip çocuklar üzerindeki etkisini göstermesi bakımından ilginçtir:
12–15 yaşlarındaki asosyal erkek çocuklar için hazırlanan bir konserden sonra, içlerinden en asosyal olanlar bir müzik kulübü kurup kuramayacaklarını sormuşlar.
Yine kızlar için kurulmuş bir merkezde, sürekli isyankâr davranışlar gösteren bir kız, konserden iki hafta sonra şunları yazmış: "Müzik çok çabuk bitti. Güzellik ve yumuşaklık dolu bir gün yaşattı bize. Akşam herkes uyuduğunda bu güzelliği hala yaşıyordum."
Bir keresinde Bayan Alvin, zihinsel özürlü bir grup kız ve erkek çocuğa müzik çalmaya başlamış. Çocuklar müziğin yumuşaklığı karşısında dikkat kesilmişler. Bir duraklama anında küçük bir kız: "Bu, çok şaşırtıcı, tekrar istiyorum!" diye bağırmış. Onlara böylesine bir zevk veren müzik karşısında hepsi: "Tekrar! Tekrar!.." diye bağırmışlar.
Sınıfta aşırı gürültü eden çocuklara, müzik dinletince, birkaç dakika sonra çocuklar yatışmışlar, hatta bazıları uyuklamaya başlamışlar.
Seans bittiğinde eğer daha önce uyumamışlarsa, uyumaya hazır bir duruma gelirler. Müzik onlara derin ve uzun bir uyku sağlar. Etkilerini ertesi gün çocuklar uyandığında da gösterir.
Knight, seanslarından birinde çocuklara Waugham Williams'in "Antartika Senfonisi"ni dinletir. Müziğin en güçlü yerinde bazıları derin uykuya dalarken, bazıları ise bir ürperti hissettiklerini söylemişler. M. adlı çocuk ise, müzik boyunca gözleri uyuyormuşçasına kapatıyormuş, ertesi gün Knight'e müziğin ona babasını hatırlattığını söylemiş. Sonra hıçkırarak, babasını 18 yaşına kadar göremeyeceğini, hapiste olduğunu belirtmiş. Görüldüğü gibi pasif müzikoterapi bu 10 yaşındaki küçük çocuğun üzerinde tedavi edici duygusal (emosyonel) bir etki yapmıştır. Çünkü çocuk, yatıştıktan sona daha rahatça babasından ve duygularından söz etmiştir. Böylece müzik, çevresindekilere uyum sağlamasına, onlarla iletişim kurmasına ve katı gerçeklere karşı koymasına yardımcı olmuştur.
Bilgisayarlı oyun salonlarının, çocuğun ruhsal dengesi üzerindeki olumsuz etkilerini gözardı etmemek gerekecektir. Ayrıca, çocukta potansiyel enerji harcanmadığından bazı ruhsal ve biyolojik problemler baş göstermektedir. Çocuk bir şekilde enerjisini kullanabileceği bir alan bulacaktır. Bir müzik meşguliyeti rahatlıkla bu boşluğu doldurabilecek bir çabadır.
Kaynak : http://ankoperakorosu.blogcu.com